top of page

Soralım; Çocuklar Neden Zorlandıkları Şeylerden Bu Kadar Çabuk Vazgeçiyor?

26 Haz 2025
2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 8 Eki


Bir öğrenci soruya bakıyor. Birkaç saniye düşünüyor. Kalemini bırakıyor.

“Hocam, yapamıyorum.”

Henüz sorunun üzerinde yeterince durmadık bile.

“Biraz daha düşünelim,” diyorum.

“Hocam, gerçekten bilmiyorum.”

Bazen asıl mesele sorunun zorluğu değil. Öğrencinin, zorlandığı anda ne yapacağını bilememesi.

Zorlanmak ne zamandan beri kötü bir şey?

Günlük hayatımızda pek çok şey hızlandı. Bir bilgiye ulaşmak, bir sorunun cevabını bulmak, anlamadığımız bir konunun açıklamasını izlemek artık oldukça kolay.

Ama öğrenmenin kendisi aynı hızda gerçekleşmiyor.

Bir matematik sorusunun başında on dakika geçirmek gerekebiliyor. Bir paragrafı yeniden okumak, yanlış yapılan bir işlemi baştan kontrol etmek, aynı konuyu birkaç kez çalışmak gerekebiliyor.

Üstelik bütün bunları yaptıktan sonra da doğru cevaba ulaşamayabiliriz.

İşte öğrenmenin pek sevilmeyen tarafı burada başlıyor: Her çaba hemen sonuç vermiyor.

“Yapamıyorum” ile “Henüz yapamadım” aynı şey değil

Bir öğrencinin “Yapamıyorum” demesi her zaman bilgi eksikliği anlamına gelmez.

Bazen sorunun ilk adımını bulamamıştır. Bazen yanlış yapmaktan çekiniyordur. Bazen de çözümü hemen göremediği için devam etmenin anlamı olmadığını düşünüyordur.

Bu durumların hepsine aynı şekilde yaklaşamayız.

Konu eksikse anlatmak gerekir. Yanlış yapmaktan korkuyorsa hata yapabileceği bir alan açmak gerekir. İlk güçlükte vazgeçiyorsa biraz daha düşünmesine fırsat vermek gerekir.

Öğretmenin işi her sorunun cevabını hemen vermek değildir. Bazen öğrencinin soruyla biraz daha kalabilmesini sağlamaktır.

Peki, yetişkinler ne yapıyor?

Bir çocuk zorlandığında yetişkinlerin de sabrı sınanıyor.

Hemen açıklamak, çözümü göstermek, “Bak, aslında çok kolay” demek istiyoruz.

Oysa bizim kolay bulduğumuz bir şey, onun için gerçekten zor olabilir.

Üstelik çözümü hemen gösterdiğimizde öğrenci doğru cevabı görmüş olur ama o cevaba kendi başına nasıl ulaşacağını öğrenmiş olmayabilir.

Bu yüzden bazen yardım etmenin en iyi yolu, hemen yardım etmemektir.

Elbette öğrenciyi çözemediği bir soruyla baş başa bırakmaktan söz etmiyorum. Yanında durmakla onun yerine düşünmek arasında bir fark var.

Her şey eğlenceli olmak zorunda mı?

Bence eğitimde üzerine daha fazla konuşmamız gereken sorulardan biri de bu.

Bir öğrencinin ilgisini çekmek önemlidir. Merak etmesi, derse katılması, öğrenmekten keyif alması da öyle.

Ama her konu ilgi çekici, her çalışma eğlenceli, her tekrar heyecan verici olmayacak.

Bazen aynı işlemi yeniden yapacağız. Bazen yanlışlarımızı kontrol edeceğiz. Bazen de hiç istemediğimiz hâlde başladığımız işi tamamlayacağız.

Çünkü öğrenmek yalnızca merak etmekten ibaret değil. Merakın azaldığı yerde de devam edebilmeyi gerektiriyor.

Bir soru daha soralım

Çocuklarımızın zorlandıkları anda hemen çözüm aramasını mı istiyoruz, yoksa önce kendi çözüm yollarını denemesini mi?

Elbette her çocuğun ihtiyacı, yaşı ve zorlandığı konu farklı. Her durumda aynı sabrı bekleyemeyiz.

Ama bir öğrenci “Hocam, yapamıyorum” dediğinde, bazen ilk sorumuz “Neyi bilmiyorsun?” değil, “Nereye kadar gelebildin?” olabilir.

Çünkü o iki soru, bambaşka kapılar açar.

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page